Freud’dan beridir özgürlük konusu seçimleri ifade eder. Eylemler bilinçdışında ise neyi neye ödüyoruz dersek tek kelime ile özgürleşmek olur. Bir şeyden kurtulmak. Sıkıcı bir durumdan kurtulmak. Çünkü bu kurtulma terimi kölelikten kurtulma ile ilgili olandır. Aslında soru şu; acaba psikanalizle kölelikten kurtuluyor muyuz? Neyin köleliği; bilinçsiz olanın köleliği, fantezilerin köleliği hatta özne için fantezilerin kuklası olarak kurtulmak. Bu kuklalıktan çıkmanın bir bedeli vardır. Kuklaları yöneten iplerin kesilmesi gerekecek. Bu ipler aslında belli bir dönem için ihtiyaç olanlar olsa da kesilecek. Özgürlük teriminin kullanılmasının çılgınlık olduğunun farkındayız çünkü özgürlüğü tanımlamak çok zor bir şey ama Freud sayesinde biraz bu soruyu daha iyi derleyebiliriz.
Ve bu soruyu aslında şöyle derleriz; Freud, bazı seçimlerin bilinçdışına dair olduğunu söyler. Yaşamın en önemli sorularında (iş, aşk, politik, dinsel) bu alanlarda biliyoruz ki mantıklı cevabı getirebiliriz fakat bu cevabın bir kısmının elden kaydığını da görüyoruz.
Aslında temelsel bir seçimde her zaman bir kısmı için bir şey diyemeyiz. Bilgi açısından tam olarak söylenemez.
Seçimlerimizi açıklamak için yaptığımız çabalar genelde aksamalar ve hüsranlarla sonuçlanır.
Seçimlerde aslında inanç ve eylemi her zaman taşır, destek olur. İnanıyoruzdur yapılması için.
Özgürlük teriminin konseptinin zorluğundan dolayı Lacan’ın bir gazeteciye ironik cevabı şu şekildeydi; ‘Özgürlük hakkında konuşmuyorum ve zorlanıyorum.’ Lacan çok erken dönemlerde tarihte yerini edinmiş ün yapmıştır. Özgürlüklerin sahne aldığı dönemde yer almıştır. Mesela Cinsel özgürlükler. Hippiler ve kürtaj özgürlüğü. Ve Deliyi şöyle tanımlar; kendini tanıtmaktan vazgeçen özne. Ekstrem bir özgürlüktür kendini tanıtmaktan vazgeçmek. Bu vazgeçiş aslında çoğunlukla özgürlükten de vazgeçişe kadar götürür kişiyi. Yani tımarhaneye kadar götürür. Ama Lacan özgürlüğü çok sorgular. Özgürlüğün bir başka adı ‘Seçim’dir.
Öznenin yaptığı seçim, öyküsünü yapmakta özgür olduğunu istediği şekilde eyleme geçirmesi.
Psikanalizin konumu radikal tutumlara karşı bir tutumdur. Radikal olarak belirlenmiş şeyler zaten vardır. Mesela sosyoloji alanında.
Ve bize en iyi açıklayan sosyolojidir. Konumumuzu, aile çerçevesini en iyi açıklayan sosyolojidir. Psikanalizin ilgilendiği alan bilinçdışı determinizmdir. Biliyoruz ki özgürlük psikanalizin en başta gelen kuralıdır hatta temel kuraldır. Bu da serbest çağrışım özgürlüğüdür. Formül ironi gelebilir ama şu şekildedir: Freud serbest çağrışımın hiç de serbest olmadığını çeşitli şekilde göstermiştir. Yani bilinçdışı şekilde bu özgür olan serbest çağrışım belirlenmiştir. Bir fikri ve bir rakamı bir araya getirdiğimizde bunun tesadüf olmadığını bize gösterir. bu determinasyonun belirgin olması her kişiye özneldir. Bu nedenden dolayıdır ki rüyalara yönelik bir anahtar değildir. Bir kişi şemsiyeyi rüyasında gördüyse bir başkasının aynı şemsiye rüyası görmesi aynı anlamı taşımaz. İstediğimiz kadar şemsiye fallik sembol diyebiliriz ama bu yanlış olacaktır. Kimse bilemez bir kişi için şemsiye nasıl bir anlam taşır veya yaşamında o şemsiyenin anlamının ne olduğunu bilemez.
Serbest çağrışım aslında sosyal kurallara karşı bir özgürlüktür. Bir analiste her şeyi söyleyebiliriz bu her şeyi söyleme özgürlüğü kelimeler oldukça tabi. Eyleme geçişler yoktur ister şiddet ister aşkla her şey söylenebilir fakat kelimeler düzeyinde. Hangi kelimeler olduğu da tartışılır. Bir örnekle: bir analiz ona küfür edilmesini kabul etmeli mi?
Aktarım ilişkisinde bir yaşanmışlık vardır ama orada bir yapay ilişki olmadığını unutmamak lazım. Bu aktarım çerçevesinde efektler otantiktir; aşk, kin, nefret.. ama unutulmamalıdır ki bu efektler sadece aktarım çerçevesi içinde oluşandır bu nedenden dolayı ücret öderiz, bir sahne oynandığı için ücret ödenir ve bütün yaşamı dahil etmeyen bir andır aktarım anı.
Elbette söylemin doğruluğunu sorgulamıyoruz söylenenler gerçek mi değil mi diye. Eğer Freud angajmanların, ilişkilerin, seçimlerin daha önceden belirlenmiş olduğunu ısrar ettiyse özneyi oradan kurtarmak içindir. Yani bilinçdışının daha az kuklası olmasını sağlamak için. Biraz o bilinçdışı kuklalığından özgürleştirmek içindir.
Bu anlamda psikanaliz her zaman özgürlükler için bir kavgadır, bir davadır. Ve bu özgürlüğe karşı gelen güçlere karşı bir kavgadır. Psikanalizin hedefi yani bu kavgası öznenin haz almadığı jouissance’lardan ayırmak içindir. Bir kişi kendisini hapse girecek şekilde cezanlandırıyorsa, hapsettiriyorsa Lacan’ın ‘siz bunu seviyorsunuz’ dediği şey bilinçdışı niteliğinde jouissance’a söylediği bir durum. Özne cezaevinde bulunmaktan memnun kalmıyor fakat bilinçdışı düzeyde memnun oluyordur. Bu jouissance’dan dolayıdır.
Genel olarak semptomdan aldığı jouissance bana keyif vermiyor fakat buna engel olamadığı durumla ilgili bir jouissance’dır.
Bu durum histerikler ve obsesifler için de geçerlidir. Freud’un fikri şöyledir; babasından korkan çocukla ve ona boyun eğen yetişkin çağında bir bireyin arasında bağ vardır. İki korku arasında boyun eğmenin karşı tarafın gücünden dolayı olmadığını söyler.
Ama asıl mesele Freud için Charcot ile karşılaşmasıdır. Charcot’un hasta görüşmelerine katılmıştır. Bir efendi bir başka kişiye dokunmadan kriz yaratabilir. Bu iki kişi arasında ne oluyor ki kriz oluşuyor?
Öğrenci Freud ve Charcot hocası.
Birinin istediği ötekinin bedeni üzerinde etki yapabileceği hal oluşuyor ve isteği dışında yaptığı etki de hipnoz. Semptomların tedavisi için kullanılıyor fakat Freud reddeder. Psikanaliz hipnozun reddidir. Ki bu hipnoz bilakis ötekinin iyileştirilmesi için yapılıyorsa asıl ret budadır. Freud anlamadığı bu hipnoza onu kullanarak belli güce sahip olmayı reddetmiştir. Bu şunu gösterir aslında Freud’un pozisyonu terapotik pozisyon olmadığını görürüz. Etik bir pozisyondur iyileştirmek için değil önce durumu anlamak ve bir özneye o semptomdan özgürleşmesini, kurtulmasını sağlamak. Bu da öznenin bu semptoma verdiği anlam işlendiğinde gerçekleşecektir. Sadece semptomdan özgürleşme kurtulma değildir. Mesele özneyi kendisinden kurtarmaktır. Yani kendine vurduğu zincirlerden kurtarmaktır.
Nevrotik düşünceler özgürlüğe karşı duran bir pozisyonda bırakır. İnsan bilmek istemez, özgür olmak istemez hatta insanlar psikanalizde psikanalitik bilgileri de arzulamaz hatta nefret bile ederler. Çünkü rahata karşı gelen bir şeydir. Aslında büyük işgalciler bazı büyük toplulukları bilgiden uzaklaştırarak insanları daha mutlu ettiğini söyleyebiliriz. Bu pozisyon aslında gerçektir -özgürlüğü istememek- ama kendi kendimize nevrozdan oluşan bir düşünce ketlenmesi ile sonuçlanır. Çünkü düşünce ketlenmesi bir seçim değildir. Nevrozun etkisidir.
Eğer psikanalizin tarihsel bir görevi varsa o da konuşan varlıkları baba aşkından kurtarmaktır. -Baba aşkını- boyun eğme olarak anlamamız gerekir. Lacan için baba model işlevidir.
Fakat eksiklik vardır her zaman için tatminsiz bırakır. İdeal baba yoktur her zaman kusurları olacaktır. Bunlara rağmen işlevin modelini canlandırır baba.
Eğer psikanaliz bir özneyi özgürleştirebiliyorsa buda şu şekilde olur; o özne modelle işlevin arasındaki farkı bilerek özgürleşebilir. Modeli bir model olarak zorunlu olmadığını anlar. Bir zorunluluk yoktur, bir model yoktur aslında. Ve boyun eğmek gerekmez ama bilinçdışı fantezi düzeyinde model ve işlev bir tutulmaya çalışılır.
Marc Strauss-
