Colette Soler
Bir başka bio-loji
Psikanaliz bağlamında Lacan’ın 1976’da kullandığı “aciliyet” terimi, söylediğinden fazlasını ima eder; kendi yankılarıyla konuşur. Bir bakıma başka bir “bio-loji”dir bu. Terim, yaşamı sürdürmeye yönelik tıbbi aciliyetler alanından ödünç alınmıştır; psikanalize taşındığında ise orada da bir tür “hayati” olanı işaret eder. Tıpkı “bu hayati” dediğimizde olduğu gibi. Psikanaliz, onu yapan kişi için hayati bir şeydir.
Bugün artık biliyoruz ki insan yaşamı, yalnızca organizmanın yaşamına indirgenemez; hatta bu bilgi, bir zamanlar “ruh” dediğimiz, bedenimizin maruz kaldığı ölümcül kazalara maruz kalmayan bir şey olduğuna inanmamıza yol açmıştır.
Psikanalizin bu “hayati” boyutu bugün, biyolojik aciliyetlerin yükseldiği bir çağda yankılanmaktadır. Bireysel ve kolektif hayatta kalma kaygısı diğer tüm kaygıların önüne geçmiştir ve kimseyi esirgemez—psikanalistleri bile. Judith Butler’ın Fransızcaya yeni çevrilen Yaşanabilir ve Yaşanamaz adlı eseri bunun bir tanığıdır. Yaşanabilir bir hayat meselesinde, Lacancı psikanaliz bir din değildir; ne öte dünya için bir vaat sunar ne de Anglo-Saksonların “care” dediği şey üzerinden bir güvence verir.
Lacan, analizin didaktik aciliyetine—ki bu iyi bilinir ve güvenilirdir, çünkü analiz sonunda özne giriştekinden biraz daha fazla bilir—bir de temel bir terapötik aciliyet ekler: analizin sonunda, konuşan varlık olmanın getirdiği çıkmazlara rağmen “yaşamaktan memnun” bir özne üretmek. Bu, “hayatından mutlu” bir özneyle karıştırılmamalıdır; hele ölüm sonrası bir mutluluk bekleyen biriyle hiç değil. Burada söz konusu olan, yaşamı kendi başına bir değer olarak alan ve ondan burada ve şimdi haz alabilen bir öznedir.
Bu vurgu ile Lacan, Roma Konuşması’ndan yaklaşık yirmi beş yıl sonra, dünyamızı—bilim ve onun kapitalist sonuçlarıyla—“nefes alınamaz” kılan şeye karşı, pek de Hristiyan olmayan bir tonla, inananın bakışını öte dünyada vaat edilen mutluluktan saptırır. “Yapay akciğer” olarak psikanaliz metaforu, terapötik sonun aciliyetinden önce dile getirilmiş ve zaten tıbbi aciliyetler sözlüğünden ödünç alınmıştır. Aslında daha da eskidir: yüzyıllar boyunca, bedenin içi keşfedilmeden önce yaşam, solunumla özdeşleştirilmişti—ilk nefesten son nefese kadar.
Bu “yapay akciğer” metaforu, tıpkı “aciliyet” terimi gibi, başka bir nefesin vaadini taşır: ebedi olmayan, fakat insanı insan yapan bir başka yaşamın—arzuları, tutkuları ve jouissance’larıyla birlikte.