Lacan’ın nesnesi a: kullanımları

Colette Soler

“Lacan’ın nesnesi a” diyoruz; çünkü bu kavramı ortaya koyan, onun mantığını ve topolojisini kuran, işlevlerini belirleyen Lacan’dır. Ancak bu, söz konusu işlevlerin yalnızca “Lacancı” diye adlandırılan bir psikanaliz içinde geçerli olduğu anlamına gelmez. Lacan’ın nesnesi her yerdedir; tıpkı Freudyen dediğimiz bilinçdışının her yerde olması gibi.

Burada bir eşbiçimlilik vardır. Bilinçdışı Freudyendir, çünkü yalnızca Freud’un icat ettiği yöntem sayesinde bir bilgi olarak sorgulanabilir. Ama Freudyen olması, onun konuşan varlığın bulunduğu her yerde mevcut olmasını ortadan kaldırmaz; yani içgüdüsel olanın dil etkisine maruz kaldığı her yerde vardır. Bilinçdışı konuşur ve Freud’dan beri bir dil gibi çözümlenir; fakat bu, onu konuşturan şeyin ne olduğunu açıklamaz. Bu soruya yanıt, bilinçdışının diline karşılık gelen ve dil yapısı içinde “etki yaratan” şeyi açıklamayı hedefleyen nesne a kuramıdır.

Bu nesne, Freud’un libido ve enerji dediği düzlemde yer alır. Hatta denebilir ki, onunla birlikte hem psişik hem de toplumsal yaşamın motoru söz konusudur. Çünkü bu nesne yalnızca psikanalizde değil, her yerdedir. Lacan 1970’te Radiophonie’de “küçük a nesnesinin toplumsal düzeyde zirveye yükselişi”nden söz eder. Söylem kuramı bu noktada belirleyicidir: S1, S2 ve bölünmüş özne ($) üçlüsüne Lacan dördüncü terim olarak nesne a’yı ekler. Böylece hem öznel hem toplumsal gerçekliğin söylem yapısına sahip olduğu gösterilir. Bu nedenle nesne a’nın uygarlıkta ve psikanalizdeki işlevleri sorusu ortaya çıkar; burada psikanalizle sınırlı kalıyoruz.

Psikanaliz özü itibariyle Freudyendir. Ancak analizanların Freudyen yöntemi uygulaması koşuluyla vardır: serbest çağrışım ve yorum aracılığıyla işleyen özgül bir konuşma düzeni. Bu düzen, günümüzde yaygın olan itiraf ya da tanıklık söylemlerinden tamamen farklıdır. Bu anlamda her psikanaliz önce Freudyendir. Buna karşılık psikanalist, nesne olarak ele alındığında Lacancı bir işleve sahiptir.

Psikanalistin işlevi başından beri bir sorundur. Yoruma dayalı konuşma tanımlanmıştır, fakat yorumun etkisini mümkün kılan ekonomik ve libidinal etken açık değildir. Bu sorun Lacan’dan önce de ortaya çıkmış, yorumun sınırlarına çarpılmıştır. Lacan, analistin nesne a işlevini üstlenmesiyle bu soruya yapıya uygun tek tutarlı yanıtı verir. Bu da analitik söylemin doğası gereği Freud-Lacan çizgisinde olduğunu gösterir.

Freud analisti aktarım nesnesi olarak tanımıştır, ancak onu efendi gösterenden ayıramamıştır. 1938’de hâlâ analistin hasta için bir otorite ve ebeveyn ikamesi olduğunu söyler. Yani aktarım nesnesi Freud’da Büyük Öteki olarak kalır. Lacan ise nesne a’yı ortaya koyarak analizanı değil, analisti yeniden kurar. Ancak bu teorinin kendisi analist üretmez; analist ancak edimde vardır.

Lacancı bakış açısından, kendini yalnızca Freudyen sayan kişi hâlâ Öteki’nin destekleyicisidir. Bu onu “eş-düşünen” konumuna iter; oysa analistin işlevi nesne-neden olmaktır: düşünmeyen ama düşündüren, sessizce işleyen. Nesne a olmadan bir analizin seyri ve sonu düşünülemez.

Nesne a, bilinçdışı gibi konuşan varlığı kurar; ama eksik olan olarak. Aynı zamanda artı-jouissance’ın geldiği yol, bir hat, bir “ray”dır. Freud’un ilk kayıp nesnesi, dürtünün kısmi nesneleri ve Winnicott’un geçiş nesnesi bu kavramın öncülleridir. Nesne a, dil yüzünden eksik olandır. Ancak bu eksiklik tek bir düzeye ait değildir; imgesel, simgesel ve reel düzeylerin düğümünde ortaya çıkar. Bu nedenle klasik nesne ilişkilerindeki nesneden tamamen farklıdır. Lacan baştan itibaren önemli olanın nesne değil, nesnenin eksikliği olduğunu vurgular.

Her söylem bu eksikliği unutturmaya çalışır. Efendi söyleminde özne tamamlanmış gibi görünür ve eksikliğini düşünmez. Bu örtme işlemi olmasa, kastrasyon bu kadar yaygın biçimde inkâr edilemezdi. Ancak nesne a’nın farklı kullanımları vardır. Temel işlevi, öznenin kendini var etme çabasında kullanılmasıdır. Dürtüde nesne, hedefi ıskalayan bir yönelimi taşır: özne kendini gerçekleştirmeye çalışır ama başaramaz. Bu tekrar patolojik değil, dinamizmin temelidir.

Freud bunu “çalışma ve sevme kapasitesi” olarak formüle etmişti. Lacan ise nesne a’nın eksikliği sayesinde hem üretimlerin hem de aşkın mümkün olduğunu söyler. Ancak bu, analist olmak değildir. Analitik söylem nesnenin başka bir kullanımını gerektirir.

Bu kullanım tersinedir: eklemek değil, çıkarmak. Analistin teklifi paradoksaldır; nesneyi sunar ama bu sunuş eksiltme biçimindedir. Bu teklif reddetme üzerinden işler.

Reddetme, aktarım talebini doyurmamak içindir. Ancak bu basit bir engelleme değildir. Bu “hayır”, talebin altında dolaşan arzuyu görünür kılar. Lacan’ın formülü bunu açıkça ifade eder: “Bana sunduğunu reddetmeni istiyorum, çünkü o bu değil.”

Yorum da aynı tersine işleyişe sahiptir. Analitik yorum anlam üretmez; aksine eşsizlik (equivocation) yoluyla bir boşluk açar. “Yetersiz olan”, daha-fazla-söylenmeyi doğurur. Bu yorum, bilgi ile nesne arasına bir kesinti yerleştirir; bir tür çıkarma işlemi, hatta bir cerrahi gibidir.

Zaman boyutu burada belirleyici hale gelir. Nesne a, analiz süresini düzenler. Aktarım yorumu genellikle şu biçime indirgenir: “Sen bana ne söylüyorsan, benim senin için ne olduğumu söylüyorsun.” Ancak nesne a söylenemez olandır. Bu nedenle klasik yorum nesneyi kaçırır. Oysa zaman —özellikle kesinti— nesnenin yerini belirler.

Seansın süresi ne olursa olsun belirleyici olan kesintidir: ya kapanış ya askıya alma. Kısa seans bu yüzden önemlidir. Anlamlı birimlerin yanı sıra anlamsız kesitler de üretilir; bir gösterenin bağlamından koparılması gibi. Bu kesinti, nesnenin söylenebilir olan ile reel olan arasındaki sınırını açığa çıkarır.

Nesne a’nın temsili yoktur, imgesi yoktur; yalnızca mantıksal bir varlığı vardır. Ancak pratikte zamana müdahale yoluyla yaklaşılabilir. Bu kesinti, öznenin söyleyebildiği ile söyleyemediği arasındaki sınırı kurar. Bu imkânsız olan, yani adlandırılamayan, özneyi harekete geçirir.

Analiz ilerledikçe analist bu nesneye indirgenir. Analizan için ise süreç, varsayılan bilgiden ayrılma sürecidir. Özne, kendisini temsil eden bu bilgiden kopar. Geriye kalan, temsil edilemeyenle karşılaşmadır.

Ve bunun için zaman gerekir.